X

Hayatın dengesini bulmak için: Eril ve dişil enerjileri tanıyın

Eril ve dişil enerjiler modern çağda kadınların ve erkeklerin hayatını farklı şekillerde etkiliyor. Bu iki enerjinin dengesine değinmeden önce, eril ve dişil enerji prensiplerinin ne olduğuna dair bir bilgilendirme yapmanın daha sağlıklı olacağına inanıyorum. Böylece; bu iki enerjinin prensiplerinin, davranışlarımıza, kararlarımıza, hayatımıza, ilişkilerimize nasıl yansıdığını daha rahat algılayabiliriz. Çalışan kadınların rekabet ederek, hayatta kalma, başarılı olma inançlarından dolayı baskın olarak eril enerjilerini yani sol beyinlerini aktif kullandığını söyleyebiliriz. Ancak; iş hayatı ve mali zorluklar erkeklerde eril enerjiyi azaltıyor gibi bir hüküm vermek bence doğru değil. Mesele çok daha derin ve çok daha geçmişe dayanıyor.

Eril enerji ve dişil enerji nedir?

Öncelikle eril ve dişil enerjiyi biraz daha detaylı olarak anlatacak olursak;

Her iki enerji de hem kadın hem de erkek bedeninde varoluşun bir parçası…

Yin dişil enerjiyi temsil eder. Yang ise eril enerjiyi… Eril enerji, zihinsel gücü, mantığı, sol beyin işlevini, savaşçılığı, konuşmayı temsil eder. Eril enerji, atak, kontrolcü, rekabet eden tarafımızdır. Dişil enerji ise tam tersi, kabulde olan ve izin verendir. Eril enerji nüfuz eder, dişil ise alıcıdır ve yumuşaktır. Eril enerji aklı, mantığı üstün tutar. Yargılayıcı, cezalandırıcı, suçlayan tutumu yansıtır. Dişil enerji, duyguların ve sezgilerin yansımasıdır. Hoşgörü ve affedicilik hâkimdir. Eril enerjide detaylarla tek tek algılayış vardır. Dişilde ise bütünsel bir fark ediş. Eril enerji, kâr zarar hesabı yapar, sebep sonuç ilişkisi kurar. Dişil ise hesap yapmadan, yaşamı, doğal bir akış içinde olduğu bilinciyle kabul eder. Eril enerji kuralcı, dişil enerji özgürlükçüdür. Eril enerji, düşünmek, tartmak ister; dişil ise sezgilerini, hislerini dinler.

Eril enerji, ahlak, töre, namus kavramlarıyla karar verir, davranır. Dişil ise sevgi bazlı, şefkat duyarak karar verir, davranır. Eril daha çok hüzün, ciddiyet ve çilecilikten beslenir. Dişil kutlama, coşku, sevinçle besler ve beslenir. Gündüz, güneş eril; gece, ay dişildir. Ve ikisi de gereklidir. Eril enerjide çalışarak zorlayarak elde etme varken, dişil enerji niyetin gücüyle tezahür ettirir. Eril enerji hareketi olayları başlatır. İlk adımı atar. İnisiyatif ve sorumluluk alır, ataktır. Sol beyni yöneten eril enerji “AN”da kalmak yerine sürekli analiz ederek, hesap yaparak farkındalığı kaçırabilir. Genelde çoğu şeye karşı çıkar, güç odaklıdır. Suçu hep başkalarında arar, esnekliği yoktur. Değişimi, duyguları ifade etmeyi, sevgiyi zayıflık olarak görür. Eril enerji baskılandığında agresiflik sergiler. Eril enerjinin en büyük özelliği kadın ya da erkek fark etmez, harekete geçirmektir.

Dişil enerji daha edilgendir, uyum sağlar. Kolay inanır, harekete geçmek için motivasyona ihtiyaç duyar. İzleyen ve gözleyendir. Dişil enerji sağ beyni etkiler. Yaratıcı, özgürlüğe düşkün yönümüzdür. Tutkuların, hislerin, sanatın, estetiğin, yaratıcı enerjinin kaynağı dişil enerjidir. Bilge ve derin tarafımızdır. Dişil enerjisi yoğun olan kişiler sevgi odaklıdır. Hırstan kaçar. Dişil enerji baskılandığında yaratıcılık dengesini kaybeder. Savaş, terör ve kaos olur.

Kadın erkek hepimizin içinde bu özellikleri sergilememize neden olan eril ve dişil enerji bulunuyor. İkisi birbirini harekete geçiriyor. Örneğin, bu yazıda okuduklarınıza ilham olan duygular, hisler, farkındalıklar dişil enerjimden kaynaklı. Bu yazıyı yazmamı sağlayan, gelen ilhamı sözlere döktüren ve beni harekete geçiren ise eril enerjim.

Kadın olun, erkek olun önemli olan; enerjinizin dengede ve uyumlu olmasıdır. Biri diğerinden asla üstün ya da kötü değildir. Her iki enerjinin de güçlü yönlerini beslemek, yaşamda daha dengeli olmamızı sağlar. Her iki enerjinin de dengesizliği hem kendimize hem de bütüne olumsuz etki eder. Kadın Olmak kitabımda detaylı anlattığım danışan hikayelerimde bu iki enerjinin yaşamlara, ilişkilere nasıl etki ettiğini fark edebilirsiniz.

Dişil enerjimizi ve bu enerjinin prensiplerini yadsıdığımız ve uzaklaştığımız görülüyor. Ancak; bunun sebebi sadece iş hayatıyla, anne olmakla ilgili değil. Çağlardan beri namus, ayıp, günah gibi kavramların hipnozuyla kadınların baskılandığını görüyoruz.

Burada aslında ataerkil kültürlerin, geleneklerin, din adı altında dayatılan evrensel gerçeklikle uyuşmayan hipnozların ve korkuların etkisi var. Lütfen hep hatırlayın korktuğunuz şeyi yok etmeye ve baskılamaya çalışırsınız. İnsan ancak; korkutulduğunda kontrol edilebilir. Tarihte cadı avlarını, kadınların diri diri yakıldığını, namus kavramıyla, iffetsizlikle suçlanarak taşlandığını, kız çocuklarının doğar doğmaz gömüldüğünü görüyoruz. Günümüzde kadının mal gibi alınıp satıldığı, çocuk gelinlerin hala ülkemizde de var olduğu bir gerçek.

Yapılan hipnozların gücü korku kültürüyle, kadın erkek herkesin bilinçaltına çağlardan beri o kadar güçlü yerleştirilmiş ki bu zamanda kadınlar kendi dişil güçlerini yadsıyorlar. Farkında bile değiller.

Hipnozlar doğrultusunda özellikle anne tarafından yetiştirilen kız ve erkek çocukları dişil enerji prensiplerinden duygularını ifade etmeyi, hislerini hissetmeyi öğrenemiyor. Çünkü model olarak gördüğü ilk bağlantıyı kurduğu kadın annesi, duygularını yok sayıyor, bastırıyor, içine atıyor, “elalem ne der?” korkusuyla benliğini yok sayıyor. Potansiyelini bastırıyor. Özünden uzaklaşıyor. Robotlaşan eril dişil enerji dengesi şaşmış bireyler mutsuz olarak yaşamlarını sürdürürken başarının, kariyer yapmanın, para kazanmanın, evler, arabalar almanın, maddi gücün, evlenmenin bir statü olduğu ve mutluluk sağlayacağı illüzyonu ile kendini mutsuzluğa mahkum ediyor.

Duygularımızı bilinçli ya da bilinçsiz bastırıyoruz. Duyguları ifade etmenin zayıflık olduğu inancıyla, duygularımızı hissetmemek üzere ya antidepresanlara sarılıyoruz ya da bağımlılıklar yaratıyoruz. Her bağımlılığımızın ardında doyurulmamış duygusal ihtiyaçlarımızın olduğunun farkında değiliz. En basiti sigaranın öldürdüğünü biliyoruz ve bağımlı olmaya devam ediyoruz. Bu halde iken eril-dişil enerji dengesinden söz edemeyiz. Çünkü; dişil enerji prensiplerinden, öz şefkat, öz sevgi kavramlarından çok uzaktayız. Bunun sonucu; hoşgörüden affedicilikten de uzak yetişiyor ve çocukları da bu şekilde yetiştiriyoruz. Ve eril enerji prensibi olarak genelde sonuca odaklıyız, sürece değil. Yaşamdaki süreçlerin bize sağladığı farkındalıkları göremeyebiliyoruz. Yargılayan, etiketleyen bir zihin ile bilincimiz kapalı kalıyor. Kendimizi tanımamak, kendimize, hayatımıza dair cesur ve güçlü sorular sormamak “Ben kimim? Mutlu muyum? Sevdiğim, istediğim hayatı yaşıyor muyum?” sorularını sormadan derin bir uykuda istemediğimiz, mutsuz olduğumuz hayatları yaşamak… Bunun farkında bile olmamak… Tüm eril-dişil enerji dengemizi etkiliyor.

Eril-dişil enerji dengesinin bozulması aşk ilişkilerine nasıl yansıyor?

Eril ve dişil enerjilerin dengesizliği elbette ilişkilere de yansıyor. Ancak; eril enerjisi baskın olan bir kadınla dişil enerjisi yüksek bir erkek pekala ideal bir ilişki yaşayabilir. Sağlıklı, ideal olan her iki kişinin de kendi içinde tam ve bütün hissetmesidir. Birinin diğerini tamamlama durumu ancak bağımlı ilişkileri yaratır. “Biz bir elmanın iki yarısıyız” söylemleri kendi benliğimizi azımsadığımız yaklaşımlar aslında…

En önemli nokta ise ilişkiyi yaşayanın bilinçli halimiz değil, bilinçaltımız olduğunu bilmememiz… İlişkiyi yaşayan içimizdeki küçük çocuktur. Kimi zaman küser, kimi zaman kızar, hırçınlaşır. İçimizdeki küçük çocuğun yaralarından, travmalarından dolayı; ilişkide çoğu zaman çocukça davranışlar sergilenir, duygusal çatışmalar yaşanır, egosal savaşlar olur. Ve iki çocuğun bilinçaltındaki korkularının, duygularının iyileştiricisi partnerler değildir. İlişkileri iyileştirmek için yetişkin bilinçli halimize ihtiyacımız var. Aradığımız, özlediğimiz anneyi ve babayı sevgili ya da eşlerimizde bulmaya çalışırsak ilişkiyi tüketiriz.

Ayrıca; ilişkiyi kadının ve erkeğin ailesinin enerjisi de etkiler. Hatta eski kuşak geçmiş nesillerin yaşadığı travmalar da enerji dengesini bozar ve ilişkide sebepsiz gibi görünen sorunlar ortaya koyabilir.

Şimdiki ilişkilerde kadın ve erkek sorguluyor. Karşı tarafı suçlamak yerine, kendi değişim dönüşümünü yaratmak niyetiyle, kişisel gelişimine yatırım yapıyor. Eğitim ve seminerlere katılıyor, danışmanlık alıyor. Kendi çevremde bana gelen danışanlarımdan dolayı; yeni bir bilinçle, farkındalıkla ilişkilerini sürdürmek isteyen cesur insanlar gözlemliyorum.

Dişil enerji kendini nasıl belli eder?

Fiziksel olarak çok güzel bir kadın görebilirsiniz. Ancak; enerjisine güçlü bir erillik yansıyabilir. Toplum dilinde onlara “Erkek Fatma”, “Erkek gibi kadın” tanımlamaları yapılıyor. Bilinçaltına kodlanan hipnozlardan dolayı; bu tanımlamalardan memnun olan kadınlar da var. Hatta eskilerin bir sözü var. “Ben kızımı orduya koysam kız oğlan kız çıkar” diye… Sonra “Kadın neden vajinismus diye bir rahatsızlık yaşıyor?” diye sorguluyoruz. Bu tür sözler kadının cinselliğini yaşamasının kabul görmediği, bunu yaşarsa sevilmeyeceği ve duyulan güvenin kalmayacağı mesajlarını bilinçaltına ekiyor. Türk toplumunda böyle bir kültürün kadınlarıyız. Hala ülkemizde evlenirken kadınların bellerine bekaret kemeri gibi kırmızı kurdele takılıyor. “Paket açılmadı” mesajı kadını, bedenini, dişil enerjisini, şahsiyetini aşağılıyor, yargılıyor. Kadını ve dişil enerjiyi mallaştırıyor. Satın alınan bir ürün yerine koyuyor. Böyle kadınlarda dişil enerjinin ifade bulmasını bekleyemeyiz.

Kendi doğallıyla barışık, mutlu kadının dişil eril enerji dengesi, bedeninden yansır, tüm enerji alanına yayılır. O zaman onu fark etmemeniz mümkün değildir. Yıldız gibi parlar, çevresine ilham olur, şifa olur.

Son olarak; tüm kadınların ve erkeklerin içlerindeki küçük çocukla buluşmalarını, o küçük çocuğun tüm duygularını hissederek ifade etmelerini, öz sevgi, öz şefkat, öz güven, öz değer, öz saygı kavramlarıyla öz varlıklarını kutlamalarını dilerim.

İşte o zaman eril-dişil denge ile öz benliğiyle bir ve bütün olan insan herkesle ilişkisinde dengede olur, yaşamda mutlu olur.

Dişil gücümüzle kadın olmak kampı, 26-30 Ekim’de Kaş’ta

Kadın olmak nedir? Nasıldır?” diye sorduğumda yirmili yaşlarımın sonlarındaydım. Fark ettimki kadın olmaya dair bilinçaltımızda, bize hizmet etmeyen çok fazla inanç, düşünce kalıbı var.

Henüz bebekken şekilleniyor inançlarımız; kızlar pembe giyer, erkekler mavi…

Nüfus kağıdımızın rengiyle başlıyor ayrışma… Hatta anne karnındayken annemizin, babamızın ‘’erkek olsun!’’ beklentisini hissediyoruz. Ayrımlar benliğimize hüküm ediyor, zan ettiklerimiz yaşamımızı, ilişkilerimizi kontrol ediyor.

Uyanış sorgulamakla başlıyor. Ben de yirmili yaşlarımda başladım sorgulamaya, ardından otuzlu yaşlarımda danışanlarımla yaptığım regresyon çalışmalarında gözlemledimki kadın olmak, kadın bedeninde olmak, acı, üzüntü, korku, utanç, suçluluk ve daha pek çok duyguyu barındırıyor. Danışanların gerçek hikayelerinin bir kısmı KADIN OLMAK kitabımda…

Namus kavramı ise adeta dişil enerjinin yok sayılması, bastırılması için türetilmiş. Namus kelepçesinin, prangalarının tezahürü kadınların evlenirken bellerine bağlanan kırmızı kurdeleler sanki…

Atalarımızdan, kadın dişili soyumuzdan aldığımız, bedenimizde kayıtları bulunan, ruhumuzda izleri duran dişil enerjimizi baskılamamıza sebep olan o kadar çok şey var ki…

Farkındalık kendimizi sevmekle başlıyor. İnsanın kendini sevebilmesi içinse kendiyle iletişimde olması güzel olur.

Bu kamp; özgün ve eşsiz kadınlığını kabul etmek, onurlandırmak isteyenler içindir. Kendi bedeniyle, dişil enerjisiyle, cinsiyetiyle, özellikle kadın soyuyla yeniden iletişim ve sağlıklı ilişki kurmak isteyen cesur kadınlar katılabilir.

“Dişil gücümüzle kadın olmak dönüşüm kampı”nda her bir katılımcının niyeti doğrultusunda anda ve akışta Hande Akın’ın kalbine gelen sezgiler ile gölge yaralarımızın şifalanmasına niyet edilmiştir.

Kampta farkındalık yaratılmak istenen ve üzerine çalışacağımız kavramlardan bazıları;

  • Anne kız ilişkisi
  • Baba kız ilişkisi
  • İçimdeki küçük kızla ilişkim
  • Bedenim, kutsal mabedimle ilişkim
  • Duyguların & hislerin farkındalığı
  • Cinselliğimle ilişkim, bekaret, mastürbasyon… (Cinselliğin, hazzın, orgazmın yaşanmasına engel olan utanç, suçluluk vb. duygular, korkular)
  • Ergenlik dönemimden getirdiklerim
  • Regl olmanın, doğurganlığın onurlandırılması
  • Partnerimle ilişkilerim; aldatılma, terk edilme travmalarının iyileşmesi, helalleşme
  • Kollektif bilinçten gelen taciz ve tecavüzlerin şokunu serbest bırakma
  • Vajina monologları
  • Rahim meditasyonu
  • Dilimizdeki kelimeler
  • Geleneksel evlilik, sevgililik ve cinsellik
  • Dişil gücümüzle, kadın atalarımızla buluşmak, eril & dişil denge

Ayrıntılı bilgi için www.handeakin.com

İlginizi çekebilir: İçinizdeki savaşa son verin: Duygularımızla yüzleşmek

Hande Akın: 5 Şubat 1977 İstanbul doğumluyum. Şişli Terakki Lisesi’nde okudum. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV Sinema Bölümü’nden mezun oldum. 15 yıl reklam sektöründe prodüksiyon ve müşteri ilişkileri yöneticilikleri yaptım. 28 yaşlarında başlayan sorgulama, kendimi keşfetme, tanıma, anlama maceramda 33. yaşım milat oldu. Reklamcılıkla vedalaştım. Aldığım ve almakta olduğum sayısını artık hatırlamadığım pek çok eğitim, seminer oldu. Kişisel gelişim alanında yaşam koçluğu yapmaya başladım yıl 2010... “Ben zamanı”nın kurucusuyum, Bu slogandan hareketle; EFT (Duygulardan Özgürleşme Tekniği), REGRESYON, Ezoterik şifa teknikleriyle harmanladığım kalbimin rehberliğinde özgün bireysel seanslarımın yanı sıra kişisel gelişime dair eğitimler, seminerler veriyorum. Kadın Olmak ve AŞK’a gel özellikle dişil enerji üzerine çalıştığım workshoplarım. İlham veren, motive eden, umudu yeniden yeşerten kitlelere özel konuşmalar yapıyorum. Kitabım “Kadın Olmak” 2014’te çıktı. 2015 ve 2016 yıllarında televizyon programı hazırlayıp, sundum. Akışta kalma deyimini içselleştirerek yapabildiğimce teslimiyetle gelişmek ve geliştirmek bana keyif veriyor. Birbirimizden öğrenerek, birbirimize destek vererek geliştiğimize, hepimizin birbirinden ilham aldığına ve her bireyin kendini şifalandırabileceğine inanıyorum.

LEGO’dan hem çocukları hem yetişkinleri mutlu edecek en mükemmel yılbaşı hediyeleri

Yeni yıl, soğuk günleri sıcacık bir sevgiyle sarmalayan, neşe ve heyecan dolu büyülü bir dönem. Öyle ki yalnızca taptaze başlangıçların değil; sevdiklerimizi mutlu edecek fırsatların da habercisi. Bu özel dönemi daha da unutulmaz kılmanın ve yılbaşı coşkusunu sevdiklerimizle paylaşmanın en keyifli yollarından biri ise hiç şüphesiz gözlerden kalpler çıkaracak mükemmel yeni yıl hediyeleri. Peki ama gerçek anlamda mükemmel bir hediye bulmak mümkün mü?



Çocukken çok kolay olan hediye seçimi konusu, ne yazık ki yetişkinlikte zor bir hal alabiliyor. O zamanlar en sevdiğimiz karakterin yeni çıkan bir kitabı ya da havalı yeni bir oyuncak, bizi mutlu etmeye yeterdi. Ama büyüdükçe işler biraz karıştı… İhtiyaçlar, istekler, beklentiler, arzular, hepsi değişti, karmaşıklaştı. Haliyle, bir yetişkini ‘gerçekten’ mutlu edebilecek o ‘mükemmel’ hediyeyi bulmak da zorlu bir sanata dönüştü. Ama çözüm, sandığımızdan çok daha yakında olabilir. Belki de oyuna ve yaratıcılığa yeniden kucak açmak, tüm bu karmaşıklığı alıp götürmeye yetebilir. Siz de bu yıl sevdiklerinizi gerçekten heyecanlandıracak bir hediyenin peşine düştüyseniz aradıklarınızı LEGO’da bulabilirsiniz. Çocuklar için olduğu kadar yetişkinler için de oyunun, yaratıcılığın ve rahatlamanın kapılarını aralayan LEGO’da herkese uygun yüzlerce çeşit var:

Estetik ve dekoratif dokunuşları sevenlere özel

Çevrenizde gördüğü her boş duvarı doldurmak için hemen zihninde tasarım yapmaya başlayan ya da boş rafları estetik detaylarla dekore etmeye bayılan sevdikleriniz varsa, onlar için en iyi yılbaşı hediyesi bir LEGO’dan bir sanat eseri, doğadan bir parça veya mimari bir detay olabilir:

  • LEGO® Art Mona Lisa: Dekorasyonun yanı sıra sanat ve tarih meraklısı sevdikleriniz için Mona Lisa’nın 3D versiyonu şahane bir yeni yıl armağanı olabilir. Sevdiklerinizin duvarlarını süsleyerek yaşam alanlarına enerji katacak bu özel hediye, onların yaratıcı duygularını da harekete geçirebilir.
  • LEGO® Icons Yalıçapkını Kuşu: Doğanın dokunuşlarını yaşam alanlarına taşıyacak LEGO® Icons Yalıçapkını Kuşu, canlı renkleriyle sevdiklerinize yılbaşı coşkusunu yansıtırken mutluluktan gözlerinden kalpler çıkartabilir.

Enerjisini doğadan alanlara özel

Doğaya, yeşile, bitkilere düşkün, enerjisini, ilhamını büyüleyici çiçeklerden ve renklerden alan sevdikleriniz için de en mükemmel hediyeler, yine LEGO’da:

  • LEGO® Icons Orkide: Orkidelerin bitkiler aleminde çok özel bir yeri olduğu tartışılmaz. Siz de sevdiklerinize onların sizin için ne kadar özel olduğunu hissettirmek istiyorsanız bu seti kaçırmayın. 5 taban yaprağı ve 2 hava kökü ile gerçekçi bir görünüme sahip bu ikonik orkide setini görenler canlısından ayırmakta zorlanabilirler 🙂
  • LEGO® Icons Erik Çiçeği: Bu set, sevdiklerinize güzel bir kırmızı çiçeği tomurcuktan açmaya ve tam çiçeklenmeye kadar inşa etme fırsatı sunuyor. Üstelik sevdikleriniz bu seti sergilemekten de büyük haz duyacak. Hem şık bir dekor hem de yaratıcı bir yapım süreci, ikisi de bu mükemmel hediyede.

Hız, heyecan ve adrenalin tutkunlarına özel

Hız, şüphesiz ki büyük bir tutku. Özgürlüğüne düşkün, heyecanı seven, teknolojiye ve otomobil dünyasına meraklı herkes için LEGO’da şahane hediyeler bulabilirsiniz:

  • LEGO® Technic Mercedes-Benz G 500 Professional Line: Mercedes-Benz tutkusu olan herkesi heyecanlandıracak, otantik özelliklerle dolu ikonik G Serisi’nden bir model, mükemmel bir yılbaşı hediyesinden çok daha fazlası olabilir. Baştan sona adeta bir mühendislik deneyimi sunan bu modelin sevdiklerinizi çok mutlu edeceği kesin.
  • LEGO® Technic Emirates Team New Zealand AC75 Yat: Maceranın sudaki halini seven ve yelken sporuna da merak duyan sevdiklerinizi mutlu etmek için fazla düşünmenize gerek yok. Aradığınız hediye LEGO Technic Emirates Team New Zealand AC75 Yat. Biraz çılgın, biraz heyecanlı, en çok da kusursuz… Emin olun sevdikleriniz bu seti hem yaparken hem de sergilerken çok keyif alacak.

Sinemaseverlere özel

Beyaz perdenin büyüsüne kapılan sevdiklerinize, onların bu tutkusunu daha da derinleştirecek hediyelerle unutulmaz deneyimler sunabilirsiniz:

  • LEGO® Star Wars™ Millennium Falcon™: Çoğu sinemaseverin gönlünde taht kurmuş en özel serilerden biri hiç şüphesiz ki Star Wars. Star Wars™ Millennium Falcon’un kokpiti, uydu çanağı, topları ve diğer ikonik detaylarıyla sevdikleriniz inşa sürecini tamamlarken kendilerini galaksinin derinliklerinde bir macerada da hissedebilirler.
  • LEGO® Disney™ Genç Aslan Kral Simba: Sevdiklerinizin sinema tutkusunu nostaljik rüzgarlarla buluşturmak isterseniz, aradığınız mükemmel hediye yine LEGO’da. Onları LEGO® Disney™ Genç Aslan Kral Simba ile çocukluk anılarına doğru bir yolculuğa çıkarabilirsiniz.

Oyunculara ve uzay meraklılarına özel

Uzayın sınırsız gizemini merak eden ya da en zorlu oyunları bile tek hamlede geçmeyi başarabilen sevdikleriniz varsa, onlar için de en mükemmel yeni yıl hediyeleri LEGO’da:

  • LEGO® Super Mario™ Super Mario World™: Mario ve Yoshi: Mario, şüphesiz ki hem çocukların hem yetişkinlerin gönlünde büyük yer tutan en ikonik oyunlardan biri. Eğlenceli bir nostaljik tur, keyifli bir oyun deneyimi ya da rahatlatıcı bir aktiviteden çok daha fazlasını sunacak bu set, sevdiklerinize yepyeni bir dünya yaratmak için ilham verebilir.
  • LEGO® Technic NASA Apollo Ay Taşıtı – LRV: Kozmik maceracılar için en şahane hediye: NASA Apollo Ay Taşıtı (LRV) modeli. Sevdiklerinizi yıldızlara götürüp geri getirecek bu özel hediye, bambaşka dünyaların kapısını onlar için aralarken yaratıcı duygularını da harekete geçirebilir.

Bonus: Mırmır Pati ile eğlenceyi geri getirin

LEGO’nun sonsuz olasılıklarla dolu dünyasında en mükemmel hediyeler de eğlence de oyun da bitmez… Mırmır Pati, oyunu her yaştan insan için geri getiriyor ve herkesi yılın bu büyülü zamanını çok daha keyifli geçirmeye davet ediyor.

Mutlu bir yer inşa etmek isteyen herkes için mükemmel hediyeler ve çok daha fazlası LEGO’da. Hemen tıklayın ve sevdiklerinizi mutlu etmeye erkenden başlayın.

*Bu yazı LEGO katkılarıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makale